Yalakalık böyle bir şey

Genel müdür, öğle paydosunda yeni atandığı kurumun kantininde fıkra anlatıyordu.

Çevresindekiler kahkahalarla gülüyordu.

Genel Müdür, grupta anlatılanlara kayıtsız kalan birini farkeder ve sorar:

“Sen neden gülmüyorsun, anlamadın mı espriyi?

Aldığı cevap:

– “Ben sizin kurumunuzda çalışmıyorum.”

Kimsenin işine karışma

Halk otobüsünde yanımda oturan 6-7 yaşlarındaki çocuk, bir torba dolusu can eriğini, yüzünü ekşite ekşite yemekle meşgul…

“Hepsini birden yeme, dokunur, hastalanırsın” dedim.

“Amca, biliyon mu, benim dedem 115 yıl yaşadı” dedi.

“Çok mu yerdi eriği?” dedim gülerek.

“Yok amca” dedi,

“Kimsenin işine karışmazdı.”

Sen 20 lira, ben 80 lira kar edeyim!

Borcuna sadık olmayan bir yakını Musa Amca’ya gelerek:

– Bana 100 lira ver, şurdan müşterisi hazır olan bir mal alıp 120 liraya satacağım.

Sonra sana olan borcumu ödeyip 20 lira kar etmiş olacağım” demiş.

Yüz lirası tehlikeye giren Musa amca, biraz düşündükten sonra, yakınına 20 lira uzatıp:

– Al sunu, demiş, sen 20 lira kar et, ben de 80 lira…

Nasreddin Hoca’dan çifte ders!

Nasrettin Hoca’yı bir köye vaaz ve nasihat vermesi için davet ederler.

Kararlaştırılan gün köye gelen Hoca, ”Bir kese altın verirseniz konuşurum, yoksa döner giderim”der.

Çaresiz kalan köy ahalisi, güç bela herkesten para toplayarak bir kese altını bulur ve hocaya verir.

Harika bir konuşma yapan Hoca, Cuma namazından çıkınca, aldığı bir kere altını iade eder.

“Madem geri verecektin, ne diye istedin?” diye sorarlar.

Hoca’nın cevabı çok anlamlıdır:

Beni para ödediğiniz için daha dikkatli dinlediniz, birincisi bu. İkincisi de, cebinde para olunca insan, bir başka konuşuyor” cevabını vererek harika bir ders verir.

1 kuruş nerede?

Hayrola İsmet? Sende bir fevkaladelik var bugün. Ne oldu? Neye sinirlendin?

– Türk Hava Kurumu’nun toplantısı vardı da…
– Eee, ne olmuş varsa?
– Fuat beyi (THK Başkanı) epey terlettim… İstifaya falan kalktı.
– Çalışkan çocuktur Fuat… Kurumu da iyi yönetiyor.
– Bunlara bir diyeceğim yok… Fakat canımı sıkan bir şey oldu.
– Neymiş o?
– Hesaplarda bir kuruş oynuyor.
– Bir kuruş.

İnönü:

– Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti… Bu bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar… Fuat beyin hassasiyetini anlıyorum… Ama milletimiz ondan daha hassastır… Verdiği paranın nereye gittiğini mutlaka bilmek ister… İstifa bu gibi hallerde en kolay çıkar yoldur… Ama kimseyi rahatlatmaz… Hatta söylentilere bile sebep olur. ***

Atatürk:

– Demek mesele bu… Bir kuruşun hesabı seni bu kadar üzdü… Haklısın… Kırk para (bir kuruş) günün birinde 40 lira, 40 lira da 400 lira olur… Bu da giderek büyür halkın ağzında… Cumhuriyet’i kurarken böyle bir kuruşlara çok ihtiyacımız oldu.. Peki ne yaptın sonunda?

İnönü:

– Memurları seferber ettim… Ve bir kuruşun yanlışlıkla başka bir hesaba geçirildiğini bulup, çıkarttırdım… Bizim milletimiz cömerttir, elindekini, avucundakini verir… Ama verdiğinin doğru, dürüst yerlere harcandığını görmek ister… Buna inanmak ister.

20 Lira İnsanı Nasıl Perişan Eder

Bir yirmi lira insanı nasıl perişan eder anlatayım da öğrenin. Yolda giderken önümdekinden yirmi lira düştü. Normalde bu tür durumlarda “paran düştü” diye uyarırım ama bu sefer şeytana uydum, parayı yerden alıp cebe attım. Evde durumu hanıma anlattım. O da “madem beleş para on lira daha kat da sinemaya gidelim” dedi.

Hafta sonunda sinemaya gitmeye böylece karar verdik. Daha sonra hanım dedi ki “sen şimdi söz verirsin sonra cayarsın, internetten biletleri al da garanti olsun.” İnternetten hizmet bedeli dahil 39 liraya patladı biletler.

Ben tamirat ustasıyım. Yağlı bir müşterim “Cumartesi benim villaya gel, seninle biraz işimiz var” dedi. Ben “Pazar olmaz mı ?” dedim “olmaz” dedi. Sinema biletini Cumartesiye aldığımız için en az 1-2 bin liralık iş kaçtı.

Neyse sinema saati yaklaşınca eve kayınpeder ile kaynana damladı. Zurnanın zırt dediği yerde biterler zaten. Ben “Biz sinemaya gideceğiz” deyip savacaktım ki hanım, “biz sinemaya gidiyoruz, siz de gelin” demez mi?

Bu onların da sinema biletini ödeyeceğim anlamına geliyor tabi. Kaynana hazretleri metrobüsten hazzetmedikleri için sinemaya kadar sağlam bir taksi parası verdim. Kışlık erzak depolar gibi de mısır patlağı aldılar sinema öncesinde. Nasıl olsa damat ısmarlıyor. 20 lira buldu ya yolda ! Halbuki ben kurbandaki dana hissesine bile o mısır patlaklarına verdiğim kadar vermemiştim. Film arasında birer posta mısır daha aldı beleşçiler.

Kısacası o yirmi lira yüzünden epey batmıştım, ama daha cezam bitmemişti. Sinema çıkışında benim eski kırıklardan birisi laf atmaz mı ? Yanımda eşim ve kayınbeleşçiler varken bunun olmaması gerekirdi. Kadına fahişe muamelesi yaptım, tersledim. (Hanei saadetim her şeyden önemli doğal olarak) Meğer kadının yanında erkek arkadaşı varmış. Aniden bana kafa atmaz mı ? Kayın babam da nasılsa biz çokuz (2 erkeğe karşı 1 erkek ) diye ona daldı. Ama hesap hatası yaptı, çünkü arkadaş gurubuyla gelmişler, bizi fena benzettiler.

Gece karakolda noktalandı. Öpüştük barıştık sağlam bir kefaletle dışarı çıktık. Ben kırılan burnum için estetik ameliyat olmak zorunda kaldım. Kolu kırılan kayın beleşçinin ve arbedede düşüp çömleği kıran kaynanamın hastane masraflarını ödemem bile işe yaramadı, karım bana hala küs. “ O nasıl bir kadındı da uğruna kavga ettin, halbuki benim için elini kaldırmazsın” diyor.

Geçenlerde biri simit parasının üstünü düşürdü. Bozukluk diye umursamadı, yerden almaya yeltenmedi. “Kendini düşünmüyorsan bu parayı bulacakları düşün, milletin başını belaya sokma, al şu parayı yerden” dedim. Yerdeki paralardan korkum o derece büyük yani !

Ali’nin eşek oyunu…

Küçük Ali, yaşlı bir çiftçiden 500 liraya eşek satın alır. Ama çiftçi eşeği sabah verecektir.
Sabah yaşlı çiftçi Ali’ye;

─ Oğlum eşek dün gece öldü, paranı da yedim bitirdim! der.
Küçük Ali çiftçiye;

─ Ben eşeği yine de istiyorum, der.
Yaşlı çiftçi;

─ Ölü eşeği ne yapacaksın? diye sorar.
Ali de;

─ Ölü olduğunu söylemeyeceğim, tombala düzenleyip satacağım, der.
Aradan bir ay geçer, yaşlı çiftçi Ali’ye rastlar, sorar;

─ Eşeği ne yaptın?
Ali;

─ Eşeği tombalaya koydum, 10 liradan 500 kişiye bilet sattım. 5000 lira kazandım! der.
Yaşlı çiftçi;

─ Peki, ölü olduğunu görünce kızmadılar mı?
Ali;

─ Yok yaa… Sadece kazanan şarladı, ona da 10 lirasını iade ettim sevindi! der.
Küçük Ali büyür, eşeklerin sırtından para kazanmaya devam eder…

Bu ülkede ne Ali’ler Veli’ler biter, ne ölü eşşekler, ne de kolay yoldan para kazanmaya çalışıp bunlara parasını kaptıranlar!

Falcı ve diktatör

Diktatör günün birinde bir falcıya gider, kendi geleceği ile ilgili neler gördüğünü sorar.

Falcı gözlerini yumar, yoğunlaşır ve başlar anlatmaya;

– Sizi büyük bir caddeden üzeri açık bir arabayla geçerken görüyorum!

Diktatör sırıtır ve sorar;

– Peki halk memnun mu gözüküyor?
– Evet, her zamanki gibi.

– Peki halk arabanın etrafında koşturuyor mu?
– Evet, arabanın etrafında deli gibi koşturuyorlar, polis yolu açmakta zorluk çekiyor.

– Bayrak taşıyorlar mı peki?
– Evet, hem ülkenin bayrağı hem de umut ve güzel günler vaadeden pankartlar taşıyorlar!

– Peki ben nasıl davranıyorum, ne tepki veriyorum halka?
– İşte bunu göremiyorum efendim.

– Neden?
– Çünkü tabutun kapağı kapalı!

Köylü milletin efendisidir!

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı.

Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi’nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu.

Mahmut’la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, “Ne dersin?” diye soruyordu.

Ben ne diyebilirim? Hiç…

Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:

– Bu memleketin efendisi kimdir?

Düşündüm.

Karşılığı o verdi:

– Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:
– Türk köylüsü “Efendi” yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!

Prof. Mahmut Esat BOZKURT

Bir Kimyacıya Göre Margarin

Diploma tezimi Türkiye’nin ünlü margarin fabrikasında hazırladım…

Kokusuzlaştırılmış ve arıtılmış SIVI pamuk çekirdeği yağını HİDROJENE EDEREK DOYURMANIN ve de vücut ısısına son derece tehlikeli şekilde yaklaştırmanın nesinin akla uygun olduğunu ne ben çözebildim, ne de bu konuda benden çook daha bu konuyu bilmesi gerekenlere tüm uğraşmalarıma rağmen ÇÖZDÜREBİLDİM …

Stajımı ve tezimi başarıyla bitirdim, hocama teslim ettim. O gün bugündür ağzıma margarin koymamaya kesin karar verdim ve uyguladım.

Margarin ambalajlarına, kesinlikle, sigara ambalajlarına getirilen zorunluk getirilmelidir.

Margarin sağlığa ÇOK ZARARLIDIR yazılmalıdır!!! Margarin sağlığa ÇOK ZARARLIDIR yazılmalıdır!!!

İŞTE EN İLGİNÇ KISIM ! Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır.

İşte bu gerçek beni hayatım boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur. Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.

Kendiniz de deneyebilirsiniz: …….

Bir paket margarin alın ve gölge bir yere koyun. İki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz…

Üzerine bir tane bile sinek konmayacaktır ! Bu size birşeyler anlatmalı.

Çürümeyecek ve kötü kokmayacaktır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez.

Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? ? ?

Çünkü nerdeyse plastiktir.

Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza sürer misiniz ?

İsterseniz sürmeye devam edin ama en azından gelecek nesillere, çocuklarınıza bu vicdansızlığı yapmayın.

Sağlıklı günler dilerim …