Cömertlik İmtihanı

Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer. Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatime yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir. Çok güçlü bir genç […]

Bu toprak, elinizi kirletmez!

Kral Edvard İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı. Kralın bindiği motor, inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: -“Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez” […]

Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi

Gazi Paşa, bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu: – Sen güreş bilir misin? Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. Ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tuttu: – Haydi, bir de benimle güreş! Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata’sının […]

Eli kesilen mimar

Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra büyük bir cami yaptırmak ister İstanbul’da. Bu amaçla, imparatorluğunun her köşesinden en değerli sütunları getirtir. Bunlardan özellikle bir tanesi, yüksekliği ve yapıldığı mermerin niteliğinden ötürü olağanüstü değerdedir. Yüksekliği bir hayli fazla olduğu için padişah, mimara onu biraz kısaltmasını buyurur. Zaman geçer, padişah, henüz yapım aşamasındaki camiyi ziyaret ettiğinde bir de […]

At Meydanıdaki gizemli el

Efsaneye göre, At Meydanı’nda bulunan Dikilitaş’ın dibinde bakırdan tılsımlı bir el varmış. Hangi tüccar İstanbul’a bir mal getirecek olsa doğru Dikilitaş’a gider, mala biçtiği değerin tutarını elin içine koyarmış. Bu bakır el, getirilen malın gerçek değerini, avucunu kapatarak bildirirmiş. Günlerden bir gün, Anadolu’dan gelen bir tüccar, satmak üzerinde yanında getirdiği bir atla birlikte Dikilitaş’a gelmiş […]

Yeni kapınız hayırlı uğurlu olsun padişahım

Sultan IV. Murat, kılık değiştirerek halkın arasında dolaşmaktan çok hoşlanırmış. Koyduğu yasaklara uyulup uyulmadığını da yerinde denetlermiş tebdil-i kıyafet gezerken. Bir gün yine kılık değiştirerek Üsküdar’dan bir kayığa binmiş. Kayıkta bulunan bir yolcu ile derin bir sohbete dalmış IV. Murat, karşı yakaya geçerken. Padişah yolcuya kim olduğunu, ne iş yaptığını sormuş. “Bana Üsküdarlı Remmal Ahmet […]

Tahta kalıcın sihri

II. Sultan Mehmet’in (Fatih) saldırı üzerine saldırı tazelediği, Türk toplarının cehennemi bir ateşle surlarını dövdüğü kuşatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleğini Agapios adındaki bir keşişe gönderir. Melek, getirdiği tahta kılıcı Agapios’a verir ve bunu Bizans imparatoru Konstantinos Paleologos’a vermesini söyler. Bu kılıç sayesinde Türkler şehri alamayacaklardır. Keşiş Agapios, kendisine verilen ilahi görevi yerine getirmek […]

Süleymaniye Camii ‘nin harcı (Fırsat bu fırsat)

Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi’nin temelini attıktan sonra, bu temelin oturması ve sağlamlaşması için inşaatı durdurmuş ve bir yıl kadar beklemiş. İnşaatın ekonomik nedenlerden dolayı durduğu yolunda duyum alan ve Osmanlı ile her alanda yarış içinde olan Safevi şahı Tahmasb; “Fırsat bu fırsat” diyerek Kanuni Sultan Süleyman’ı utandırmak istemiş ve padişaha inşaat tamamlansın diye bir sandık […]

Fatih’i İstanbul’a sokmayan adam

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a yerleştikten sonra, kentteki günlük yaşam normale döndüğünde, bir gün ava çıkmak istemiş. Sultan, kentinin surları dışına çıkmış, uzaklaştıkça uzaklaşmış, avı da uzadıkça uzamış. Kente dönmeye karar verdiğinde de hava kararmaya başlamış. İstanbul’u fetheden hükümdar, sur kapılarının önüne geldiği sırada, kapının kendisinin emrettiği şekilde kapalı olduğunu görmüş ve nöbetçi askere içeri girmek […]

İnsan babasının tarlasını ekerse suç mu işler?

Bir gün bir köylü Atatürk’ün Orman Çiftliği hudutları içindeki bir tarlayı, kendi tarlasıymış gibi sürüyordu. Onu gördüler. İhtar ettiler, dinletemediler. Bunun üzerine Atatürk’e söylediler. Atatürk teftişe çıktığı zaman o tarafa gitti. Yanındakiler toprağı sürmekte olan köylüyü göstererek: “İşte budur!” dediler. Atatürk yavaş yavaş ona doğru yürüdü. Yaklaşınca sordu: “Burada ne yapıyorsun?” Köylü gülümsüyordu. Son derece […]