Karınıza doğruyu söyledim

Adam evine dönünce karısını hüngür hüngür ağlarken bulmuş. Telaşla sormuş. “Eczacı” demiş karısı içini çekerek. “Telefonda bana küfür etti!”

Adam öfkeyle eczaneye koşmuş. “Sen ne dedin benim karıma” diye saldırmış eczacıya..

“Durun!” demiş eczacı, “Bir de beni dinleyin.

Bu sabah saatin alarmı çalmayınca hayli geç kalkabildim. Kahvaltı etmeden kapıdan fırladım ki evin ve arabanın anahtarlarını içeride unutmuşum. Pencerenin camını kırarak anahtarları aldım.

Geciktim diye biraz hız yapınca yolda ceza yedim. Yolda lastiğim patladı. Eczaneye geldim ki kapıda bir sürü insan bekleşiyor. Kapıyı açarken telefon yerinden fırlarcasına çalıyordu.

Birinin parasının üzerini vermek için hamle yaptığımda paralar yere saçıldı. Ellerimin ve dizlerimin üzerinde paraları toplarken telefon hâlâ çalıyordu.

Ayağa kalkarken kasanın açık çekmecesine başımı vurunca yere yuvarlandım. Telefon hâlâ çalıyordu. Hamle yaparken ortadaki rafa çarptım. En pahalı parfümler yerlere düşüp kırıldı..

Telefon hâlâ deli gibi çalıyordu.. Sonunda açtım.. Karınız arıyormuş.

‘Rektal termometreyi nasıl kullanacağım?’diye sordu. Beyefendi size yemin ederim karınıza sadece doğruyu söyledim!”

Ekstra bilgi: Rektal termometre vücut ısısını makattan (popodan) ölçen alet!

Hani vardı ya

Ünlü diş hekimi Sam ve eşi 50. evlilik yıl dönümlerini kutluyorlardı. Sam birden eşine bir soru sordu :

-“Sevgilim, bu elli yıl içinde beni hiç aldattın mı?”

-“O da nerden çıktı?” diye sinirlendi eşi, “cevabı öğrenmek istemezsin herhalde” dedi.

-“İsterim” dedi Sam. “Lütfen anlat.”…

-“Madem öğrenmek istiyorsun, evet, seni üç kez aldattım” diye cevap verdi eşi.

-“Kimlerdi bunlar?” diye sordu Sam.

-“İlki” diye anlatmaya başladı eşi “hani sen 30 yaşındaydın ve kendi kliniğini kurmak istiyordun da hiçbir banka sana kredi açmıyordu. Sonra bir banka müdürü eve geldi; hiçbir şey sormadan tüm kağıtları imzaladı ve sen en modern aletlerle kliniğini açabildin…”

-“Canım benim. Benim için kendini feda ettin demek. Benim sevgili karıcığım” dedi Sam.

“Peki ikincisi?”

-” Hani 50 yaşında kalp krizi geçirmiştin ya, kritik bir by-pass ameliyatı olman gerekiyordu, hiçbir doktor o cesareti gösteremiyordu. Her an ölebilirdin. Dr. Halery onca yoldan kalktı geldi, ameliyatını yaptı. Sen hayata döndün” dedi eşi.

“Ah benim sevgili karim. Hayatımı kurtarmak için kendini bir kez daha feda ettin, öyle mi

Peki üçüncü aldatışın?

-“Hatırlıyor musun, yıllar önce diş hekimleri odası başkanı olmak istemiştin de 247 oy eksikti…”

Bugün Allah’ın kitabını hiçe sayanlar

Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk’e Anadolu’dan hocalarla ilgili şikayetler geliyormuş. Atatürk hocaları Ankara’ya çağırtmış.

Dedem hocalar geldiğinde Atatürk’ün yanındaymış. Dedeme Kur’an’ı yere koymasını söylemiş. Dedem “Paşam nasıl olur?” deyince, Atatürk tekrar etmiş.

Atatürk hocalara “Kur’an’ın üstünden atlayın, atlamayanın kellesi gider” demiş.

Daha sözü biter bitmez bir kısmı atlamış. Geriye atlamayan 4 yada 5 kişi kalmış. Atatürk onlara neden atlamadıklarını sorduğunda:

“Paşam bizi asar mısınız keser misiniz bilemeyiz. Ama assanız da kesseniz de Allah’ın kitabını çiğnemeyiz” cevabını vermişler.

Bunun üzerine Atatürk bu hocaları ayrı tutarak yaverlerine Kur’an’ın üstünden atlayanların ölüm emrini vererek tarihi sözü söylemiş:

“Bugün canı için, inandıklarını söylediği Allah’ın kitabını hiçe sayanlar yarın bu vatanı haydi haydi satar!”

Hilmi Mısır – DYP Genel Başkan Yardımcısı

Atatürk ve Neyzen Tevfik

Bir gün Atatürk neyini dinlemek ve sohbet etmek için Neyzen Tevfik’i köşke davet etti. Tevfik’in üstünü başını iyice temizleyip, Atatürk’ün huzuruna yolcu ettik.

Atatürk, Neyzen’e iltifat ederek masasına oturtmuş, birlikte yemişler, içmişler, konuşmuşlar. Sonra da Neyzen Tevfik, ney ile Ata’yı da büyüleyen parçalarından uzun uzun çalmış.

Atatürk, bu gösteriden çok memnun olmuş ve:

‘Üstat Neyzen,‘ demiş. ‘Bize müstesna bir gece geçirttiniz. Biz de size yardım etmek isteriz. Dilediğiniz bir şey varsa, size yardımcı olalım,’ deyince. Neyzen:

‘Anneme, kardeşlerime söyleyin, benim nüfus kağıdımı bana versinler Paşam,’ cevabını vermiş. Atatürk bu cevabı alınca önce şaşırmış. Sonra da katıla katıla dakikalarca gülmüş ve:

‘O kolay, onu hallederiz. Başka bir dileğiniz varsa onu yapalım,’ diye ısrar edilmesine karşın başka hiçbir şey istemeden çıkıp gelmiş. Tabii yine de zarf içinde kendisine küçük bir hediye takdim edilmişti. Sabahleyin ağabeyim olayı bize anlatınca annem:

‘Be oğlum, görüyorsun oturduğumuz ev bir harabe. Ata’dan güzel bir ev isteseydin de orada otursaydık olmaz mıydı?’ diye çıkışmış. ‘Başına bir devlet kuşu konmuştu, onu da mı kaçırdın!‘ diye kızmış bağırmıştı.

Hakikaten ağabeyim, içip sağda solda düşer kalır, cebinde duran nüfus kağıdını da düşürür, üstüne kayıtlı evi kandırır elinden alırlar diye nüfus kağıdını kendisine vermezdik. Bu olay onun çok gururuna dokunur ve aklına geldikçe nüfus kağıdını ister ve bizlere kızardı. Ata’dan da bu nedenle nüfus kağıdından başka bir şey istememişti ve bize olan kızgınlığını bu şekilde cevaplamıştı.”
(1924)

Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar

Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul

Kuş beyinli

Fadime kumara merak salmış. Masada çok para kaybetmeye başlamış.

Temel arada bir yanına gidip;

“Nasıl gidiyor pülpülüm?” “Nasıl gidiyor kanaryam?” diye soruyormuş.

Sürekli kaybetmenin öfkesiyle Fadime patlamış;

“Ula Temel, ne diye pana kanaryam, pülpülüm deyip durayisun?”

“Ne edeyum Fadime?” demiş Temel ” Pu kadar insanın içunde açıkça kuş peyunli diyemem ya!”

Haysiyetini kaybetmek

Bir öğretim üyesi, üniversitede sınıfa girer ve ilk sıradaki öğrenciye sorar:

– “Adın nedir?”
– “Ali” der öğrenci.

Hoca bağırarak “defol bu sınıftan, bir daha benim dersime gelme” der.

Öğrenci şaşkın bir şekilde sınıfı terk eder. Tüm öğrenciler şaşırır ama kimse tepki vermez.

Öğretmen derse başlar “peki kanunlar neden vardır?” diye sorar. Çocuklardan biri cevap verir:

“Suçluları cezalandırmak için vardır.”

“Devam” der hoca, “Başka?”

Bir başka öğrenci “toplumda düzeni sağlamak için vardır.”

– “Başka?”

Bir kız öğrenci de “adaleti sağlamak için vardır” der.

Hoca “peki ben Ali’ye adaletsiz davrandım mı?” diye sorduğunda “Evet” der öğrenciler.

“Madem öyle, buna hepiniz şahit oldunuz, neden tepki vermediniz?” der.

Herkes susar. Hoca; “adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar bir gün haysiyetini kaybetmeye mahkumdur. Haysiyetini kaybeden kişiyle de masaya oturup tartışılmaz” der.

O senin elinde…

Zamanın birinde bir bilge varmış, ne sorsan cevap verirmiş.

Onu çekemeyen biri demiş ki:

– Ona öyle bir soru soracağım ki kesinlikle bilemeyecek.

“Ne soracaksın?” diye sorduklarında:

– Elimde bir kelebek var. Ölü mü diri mi? diyeceğim. Eğer diri derse elimi sıkıp öldüreceğim. Ölü derse de elimi açıp bırakacağım uçup gidecek.

Bilgenin yanına gidiyor ve sorusunu soruyor.

– Elimdeki kelebek ölü mü diri mi? Diyor.

Bilgenin cevabı ise müthiş;

“O senin elinde!”