İşten keyif alın

Bir keresinde bir adam beni görmeye geldi.
Bir otobüs şoförüydü. Elbette Bombay ya da Yeni Delhi gibi bir şehirde otobüs kullanmak, kişiyi sinir krizinin eşiğine getirir. Otobüs şoförü de çok sinirliydi, titriyordu.

Bana şöyle dedi: “Bu işten kurtulmak istiyorum, dayanamıyorum! Uyuyamıyorum, işim yüzünden kâbuslar görüyorum. Bütün gün boyunca nevrotik bir trafikte otobüs kullanıyor, bir an bile rahatlayamıyorum.”

Ona dedim ki:

“Sana önereceğim meditasyonu yedi gün boyunca dene! Yayaların ve taşıtların seni özellikle zor durumda bırakmaya çalıştıklarını varsay.

Sadece senin ustalığını sınamak için böyle bir ortam yarattıklarını hayal et. Bunu bir oyun olarak düşün. Bunu enerjinin sınava tabi tutulup şoförlüğünün değerlendirilmesi için gerekli bir durum olarak gör.”

Bu fikir ona çekici geldi. Yedi gün sonra bana geldiğinde, “İşe yaradı! Bu inanılmaz. Şimdi yola dair bir endişe duymuyor, ondan keyif alıyorum.

Yolda ne kadar karmaşa olursa, ben de o kadar keyif alıyorum! Trafik sorunlarından kaçınabilmem o kadar güzel ki!

Eve gittiğimde olimpiyatlarda altın madalyayla yarışı kazanan bir atlet gibi hissediyorum,” dedi.

İşi bir oyun olarak düşünüp ondan keyif alın. Her şey bir sınavdır.

Devletin işleyişini değiştiremezsiniz!

1993’te Sağlık Bakanı olarak atandım. Ben Maliye kökenli bir siyasetçiyim. İşimin ne kadar zor olduğunun da bilincindeyim. Bakanlık Müsteşarı rahmetli Prof. Dr. İlhan Özdemir idi. Kendisi yetkin-dürüst-çalışkan biriydi. Beraberce çalışmaya başladık.

Aradan 5 ay kadar bir zaman geçti, Başbakan Çiller bana “Sayın Bakan, sizin Müsteşarınızı değiştirelim” dedi. “Neden Sayın Başbakan, bir yanlışı mı oldu” diye sordum, “Hayır ama yerine x kişiyi uygun görüyorum” dedi. Kendisine düşüneceğimi, olayı Cumhurbaşkanına arz edeceğimi ve x kişiyi araştıracağımı söyledim.

Bir müddet sonra Bakanlık Makamına, “Başbakanlık özel kuryelerinden” biri geldi ve bana Başbakan’ın gönderdiği zarfı verdi. Zarfı açtım, Sağlık Bakanlığı Müsteşarının görevden alındığı, yerine x kişinin getirildiği kararname çıktı!

Kararnameyi yırttım ve kuryeye çıkmasını söyledim.

10 dakika sonra Başbakan Çiller aradı; “Sayın Bakan benim gönderdiğim kararnameyi yırtmışsınız, niçin” diye sordu. Ben kendisinin nerede olduğunu sorup, görüşmek istediğimi söyledim ve Başbakanlık Konutuna gittim. Bakanlıktan çıkmadan istifamı yazıp cebime koymuştum bile!

Konutun çalışma bölümünde şunlar yaşandı;

– Çiller; “Evet Sayın Serdaroğlu, kararnameyi niçin yırttınız?”
– RS; “Sayın Başbakan, T.C Devletinin bir işleyiş düzeni vardır. Burası bir şirket değil. Üçlü Kararname şöyle düzenlenir. Kararnameyi Bakan olarak ben düzenlerim. Müsteşarım olacak kişiyi ben seçerim ve onayınız için size arz ederim. Siz uygun görüyorsanız, onay için Sayın Cumhurbaşkanına sunarsınız.
O da imzalarsa kararname Resmî Gazetede yayınlanır ve yürürlüğe girer. Siz Başbakan olabilirsiniz ama, devletin işleyişini değiştiremezsiniz. Kararnameyi usulsüz olduğu için yırttım, dedim.”




– Çiller; “Ama sizi ben Bakan yaptım” dedi!

– RS; “Evet doğrudur ama maalesef ben de sizi Başbakan yapanlardan biriyim, çok yanılmışım” dedim ve cebimden çıkardığım istifa mektubumu kendisine takdim ettim. Konuttan ayrılırken makam otosunu ve korumaları bakanlığa gönderdim, yoldan bir taksi çevirip, evime gittim!

Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben Sağlık Bakanlığını bıraktım, mücadeleme devam ettim, sonra tekrar Bakanlık yaptım ve bugün onurumla dolaşıyorum!




Ya Çiller? O bir daha Başbakan olamadı, gitti Erbakan’a yardımcı oldu şimdi de Erdoğan’ın yardımcılığına soyundu! Korkusundan tek başına sokağa çıkamaz halde…

Önemli olan oturduğunuz koltuğa şeref verebilmektir. Koltuktan ayrıldığınız zaman şerefiniz de sizinle gelir. Ama o koltuktan şeref alıyorsanız, kalktığınızda “şeref” koltukta kalır. Siz ise şerefsizce dolaşırsınız.
Anladınız mı Kunta Kinte Bakanlar?

Rıfat Serdaroğlu

Hayatın cilvesi

Bir adam çok sigara içiyordu. Sonra bir gün karısını dinledi ve sigarayı bıraktı.

Karısı adama sigara içme her gün bir paket sigara parasını bana ver biriktirelim, dedi. Adamın aklına yattı bu.

Her gün bir paket sigara parasını kenara koyup biriktirmeye başladı.

Sigarayı bırakınca adam kendini daha dinç hissetmeye başladı. Bunu da spor salonuna yazılmak izledi.

Adam zamanla kendine bakmaya, fit bir vücuda sahip olup iyi giyinmeye, kişisel bakımına özen göstermeye devam etti.

Bu arada her gün kenara attığı bir paket sigara paraları da her ay cumhuriyet altınına dönüşmeye devam ediyordu.

Adam gün geçtikçe çok şık görünüyor fiziği spor yaptığı için daha genç gösteriyordu kendisini. Bakan kadınlar dönüp bir daha bakıyordu.




Küçülen ve çıkıntı olup yuvarlaklaşan poposu kadınları cezbediyordu. Sonra bir gün bir kadınla tanıştı spor salonunda.

Sigara parasıyla aldığı altınları da alarak o kadınla kaçtı gitti.

Karısı artık günde üç paket sigara içiyor.

Muhbir komşu

Üst kata taşınan iki öğrenciden tedirgindi adam. Daha sonra oğlanlardan biri kayboldu, onun yerine eve bir kızın yerleştiği gördü.

 – Olmaz ki!
 dedi adam.
 – Ne olmaz ki?
 dedi karısı.

– Oğlanlardan biri kayboldu, eve bir kız geldi, yerleşti.
 – Sana ne?

– Olur mu canım? Genelev mi burası?
– Özel ev! Herkesin özel evi, sana ne üst kattakilerden?

 – Durumu polise bildirmek lazım.
– Niçin?

– Söyledi ya başbakan; kız erkek birlikte oturamaz, dedi. Öyle komşularınız varsa, hemen polise ihbar edin, dedi. Ben derhal karakola gidiyorum.
 diyerek ayaklandı adam.

– Bırak allahaşkına, ne işin var karakolda! Üst kattakilerin bize bir rahatsızlık verdiği yok.
 dedi karısı.

– Hayır hayır, onların birlikte oturduğu ortaya çıkar, biz ihbar etmediğimiz için suçlu duruma düşeriz!
 diyerek çıktı evden adam. Karakola gidip durumu bildirdi, adres verdi.

 Talimatlı polis dayandı üst katta oturan oğlanın kapısına. Oğlan kapıyı aralarken daldılar içeri. Kız masada oturmuş ders çalışıyordu.

– Bu evin kiracısı sen misin?
 diye sordu polis.
 – Evet.
 dedi oğlan.

Bu kız kim?
 diye sordu polis.
 – Canan.
 diye yanıtladı oğlan.

 – Birlikte mi oturuyorsunuz?
 – Evet.
 diye yanıtladı Canan.

– Oturamazsınız.
 deyince polis;
 Biz evliyiz memur bey.
 dedi oğlan.
 Polis duraladı, sonra:

– Evlilik cüzdanı görebilir miyim?
 dedi.
– Cüzdan yok memur bey.
 Biz imam nikahlıyız!
 dedi Canan gülümseyerek.

 Polisler özür dileyip gittiler.

Giderken alt katın kapısını çalıp, muhbir vatandaşa, dini bütün insanları rahatsız ettiği için fırça çekmeyi de ihmal etmediler.”

Ferhan Sensoy / Muhbir Komşu

O, Mustafa Kemal’di!

“Ordu yok dediler, kurulur dedi.
Para yok dediler, bulunur dedi.
Düşman çok dediler, yenilir dedi.
Ve…
Bütün dedikleri oldu.”

Bulutlar kara çalıyordu Gelibolu’dan.
Mevsimler boşa susuyordu.
Yüreği kan ağlıyordu,
Şanlı bir tarihin
Denizler yorgun, ağaçlar solgundu.

Silah yoktu savunacak, para yok, aş yok.
Düşman çoktu, sarmıştı dört yanını yurdumun.

Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Ardahan’a
Düştü kalelerim bir bir.
Düştü Çanakkale, İstanbul, İzmir.

Oysa masmavi bir bakış doğacaktı
Okyanusun ta derinlerinden
Denizlerden daha maviydi gözleri.
Güneşten daha sarıydı, ışıltılıydı saçları.
Kurulur dedi, bulunur, yenilir.

Sürdü dik yamaçlarına atını dörtnala.
Eteklerinde ödlek kurtların uluduğu
Kara bulutlarını yararak dağların.
Savurdu kara rüzgârları en dibine çağlayanların.
İnatla, azimle.

Sivas, Erzurum, Amasya
Hazırdı ulusum kanat çırpmaya.
Sürükleniyordu karanlık tutsağı deryalarından.
Dümensiz bir gemi…
Ta ki kartal bakışlı bir kaptan,
İleri… Dediğinde… İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri…
Ne kırk gemi, ne top, ne tüfek…
Bükülmüştü çoktan düşmanın beli.

İşte O, Mustafa Kemal’di.
Sönmüş ışıklardan sızan bir ışık,
Eli kalem tutan, eli barış, eli özgürlük kokan,

İşte O, Mustafa Kemal’di, Çanakkale’de destanlar yazan.

-Alıntı 

Matematik asla yalan söylemez!

A = 1

B = 2

C = 3

Ç = 4

D = 5

E = 6

F = 7

G = 8

Ğ = 9

H = 10

I = 11

İ = 12

J = 13

K = 14

L = 15

M = 16

N = 17

O = 18

Ö = 19

P = 20

R = 21

S = 22

Ş = 23

T = 24

U = 25

Ü = 26

V = 27

Y = 28

Z = 29

İşte hayatın gerçekleri

Z = 29

E = 6

K =14

A = 1

ZEKA = 50 % BAŞARI

Ç = 4

A = 1

L = 15

I = 11

Ş = 23

M = 16

A = 1

K = 14

ÇALIŞMAK = 85 % BAŞARI

D = 5

E = 6

N = 17

E = 6

Y = 28

İ = 12

M = 16

DENEYİM = 90 % BAŞARI

Y =28

A = 1

L = 15

A = 1

K = 14

A = 1

L = 15

I = 11

K = 14

YALAKALIK = 100 % BAŞARI

T = 24

O = 18

R = 21

P =20

İ =12

L =15

TORPİL = 110 % BAŞARI

Hayatın acı gerçekleri

Zengin tüccar

Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde:

‘Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım.’ demiş.

Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremiyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.

Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücrâ köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.

Hamal: ‘Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım.’ diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.
Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış:

‘Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım.’

Adam tir tir titriyorken başlamış melekler art arda sorular sormaya:
‘Söyle bakalım ey falan oğlu filan.
Küfenin ipini nereden buldun?
Satın aldıysan ne kadara aldın?
Kimden aldın?
Aldığın kişiyi dolandırdın mı?
Hakiki değerinde mi verdin ücretini?’
Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor ancak, o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.

Küfenin hesabına geçmeden
Gün ağarmıya başlamış zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:
– Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu?

Hamal:
– Aman, lanet gitsin! İstemiyorum!
Bütün mal mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem …

Bu Dünyayı Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin..!

Benim herif yapmaz

Bir televizyon kanalı her ülkeden bir kadın seçerek karı koca aldatması üzerine bir araştırma yapmak ister.

Soru şudur : Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız ?

İşte çeşitli cevaplar:

İsveç’ ten Katılan Kadın: – Benim neyimi beğenmedin diye sorardım der.

Rusya’ dan Katılan Kadın : – Hiç bir şey sormam ve direk evi terk ederim der.

Fransa’ dan katılan Kadın : – Sevgilime gider beni teselli etmesini söylerim der.

İtalya’ dan gelen Kadın : – Kadını öldürürüm der.

Yunanlı Kadın : – Kocamı da onunla yatan karıyı da öldürürüm demiş.

İspanyol Kadın : – Kocamı alnından vururum der.

Sıra Türkiye’ den Katılan Kadına gelir ve:

-Benim Herif Yapmaz der.

Edison’u dahi yapan anısı

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi” dedi.

Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu:

“Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı.

Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz” yazılıydı.

Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı:

Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.

Tüm kahraman annelere sevgiyle…

Eşekle tartıştığın için!

Kurt ile Eşek tartışıyorlarmış…

KURT: Çimen yeşildir, deyince
EŞEK: Çimen sarıdır, demiş.

Sonunda konuyu ormanların Kralı Aslan’a sormaya karar vermişler.

Aslan, Kurt’ a bir ay hapis cezası vermiş. Eşek de karar gereği özgür kalmış.

Kurt şaşkınlıkla aslana yaklaşmış ve sormuş:

“Hakikaten sen çimeni sarımı görüyorsun?” demiş.

Aslan: “hayır çimen yeşildir” demiş.

Kurt: “O halde neden bana hapis cezası verdin?” deyince; Aslan şu cevabı vermiş:

“Eşekle tartıştığın için!”